ADA ÇAYI 🍵

Hepimizin gün içerisinde severek tükettiği bitki çayları vardır. Bugün de bu çaylardan biri olan Ada çayını ele alalım:

NEYE İYİ GELİR?

• Ağız ve boğaz iltihaplarında etkili. Bu nedenle gargara olarak da kullanılabilir.
• Antiseptiktir ve spazm çözücüdür.
• Soğuk algınlığında aşırı terlemeyi azaltır.
• Antioksidan özelliği sayesinde pek çok molekülün oksidasyonunu önler ve hücrelerin oksijenlenmesini sağlar
• Vücuttan toksin atılmasını sağlar.
• Diüretik özelliği nedeniyle sıvı birikimlerini önler
• Safrayı çalıştırır. Sinirsel baş ağrılarını dindirir.
• Cilt bakımında ve tedavisindeki yararlarıdır,
• Hazımsızlık, iştah kaybı gibi birçok şeye iyi gelir.

ÖNEMLİ NOT: Hamilelik süresince kullanılmamalıdır.

NASIL DEMLENİR?

Kullanılma sıklığı günde 2-3 bardakla sınırlanmalıdır. Taze kaynatılan su 2 gram kurutulmuş ada çayı yaprağı üzerine eklenir. 5-10 dakika demlenmeye bırakıldıktan sonra içilebilir.

KÜÇÜK PRENS 🎈

Şimdi sizlere çok sevdiğim bir kitaptan, Küçük Prens’ten, bir alıntıyla geldim.☺

29 Haziran 1900’de doğan Fransız bir yazar olan Antoine de Saint-Exupery tarafından Fransızca olarak 1943 yılında kaleme alınmıştır. İnsanların büyüdükçe insani ve temel değerlerden uzaklaşmalarını kısaca büyüdükçe kaybettiğimiz değerleri konu alan bir kitaptır.

“Yaşadığın yerdeki insanlar,” dedi küçük prens, “bir bahçede beş bin gül yetiştiriyorlar, ama asıl aradıklarını bulamıyorlar yine de.”
“Bulamıyorlar,” diye yanıtladım.
“Ve aradıklarını tek bir gülde, ya da birazcık suda bulabilirler.”
“Doğru,” dedim.

Küçük prens ekledi:

“Ama gözler kör. Yüreğiyle bakmalı insan…”

Keyife okumanız dileğimle 🎇

İNSAN OLMA YOLUNDA ÇOCUKLUĞUM

  İnsan olma yolunda bunca çaba sarf ettiğimiz bu süreçte asıl benliğimizden uzaklaşıyor olabilir miydik sizce? Peki ya asıl benliğimiz neydi? Bizi biz yapan? En saf, en masum olduğumuz, en bilinemez anımız mıydı yoksa? Bu soruların cevabını biraz da psikologların sıkça kullandığı bir yöntemden ilerleyerek anlatmaya çalışacağım. Elbette bir psikolog değilim, ben bir eczacı adayıyım. Ama çoğu duyduğum ve araştırdığım psikoterapide kullanılan yöntemlerin temelinde yer alan “Çocukluğumuzdu”. Elbette bizi biz yapan yoğrulduğumuz ve şimdiki biz olmamızı sağlayandı. Peki ya asıl soruya gelelim. Siz en son ne zaman çocukluğunuzla yüzleştiniz? Bunun için psikoloğa gitmenize gerek yoktur elbette. Biz de kendi kendimizin psikoloğuyuz aslında   ama çoğu zaman bunun farkında değiliz. Asıl sorumun yorumuna geri dönecek olursak sizler o hatırladığınız en küçük halinizi en son ne zaman karşınıza aldınız?

  Okudukça kendimize daha birçok soru soracağımız bu denemeyi yazmamdaki asıl amaç, şans eseri karsıma çıkan “Değişimi” konu alan bir videoydu. Bu video ise Kunter Kurt’un paylaşmaya değer fikirlerin dile getirildiği ve alanında uzman birçok misafiri ağırlayan bir platform olan TEDx deki “Kendine yaslanan dik yürür.” adlı konferansıydı. Bu konferansta bizleri hatırladığımız o en küçük halimizle karşılaştırmak ve bu vesileyle kendimizle yüzleştirmek isteyen Kunter Bey’in amacı değişim ve dönüşümümüzün bizim hatırladığımız o en küçük halimizde başlayacağına inanmasıydı. Ben de kendisine bu noktada katılıyorum. Çünkü çocukken hatırladığımız onca iyi kötü hatıranın merkezinde olup bitenler değil, bizler yer alıyorduk. Bizi biz yapan kendi benliğimiz… Peki o benliğimize ulaşmak için nasıl bir yol izleyecektik? Emret sahip moduyla mı? Peki ya Emret sahip modunu daha önce duydunuz mu hiç? Bilinçaltımızın savunmasız bir şekilde emrettiğimiz her şeyi koşulsuz şartsız kabul ettiği o duruş. Takdir edersiniz ki böyle bir duruşta bilinçaltımıza gönderdiğimiz her emir bir karşılık bulacaktır.  Fiziksel olarak ayrıca hazırlandığımız bu duruşta değişimi başlatmak daha kolaydır diye düşünüyorum.

     Peki ya değişim ve dönüşümün bizim asla hatırlayamayacağımız çok hızlı büyüme, öğrenme ve gelişme gösterdiğimiz 0-2 yaş aralığında başlıyor olması sizce de değişimimiz ve dönüşümümüzün başlangıç noktasını kaçırmamıza neden olmaz mı? İşte bu gerçek nedeniyle hatırladığımız en küçük halimizi değişimimizin 0 noktası olarak kabul ettik. Yukarda bahsettiğim emret sahip modunun da çokça katkı sağladığı ve alıp verdiğimiz her nefeste daha da artarak gelen o rahatlamayla hatırladığımız en küçük yaşımızdaki en saf, en doğal halimizle kucaklaşmaya hazırlanıyorduk. O minik çocuğu karsımıza aldıktan sonra elini tuttuğumuzda ve gözlerinin içine baktığımızda bugüne kadar ki tüm hatalarımız, yanlışlarımız ve kusurlarımız için bu minik çocuktan özür dilediğimiz anda hissettiklerimiz çok önemliydi. En önemlisi de gelecekte görüşmek üzere dedikten sonra serbest bıraktığımız o an… Hissettiklerimiz düşüncelerimiz, kendimizden dilediğimiz özürler ve verilen sözler.  Hissettiklerimizin dönüşümümüzün bir kanıtı olmasının yanı sıra şimdiki halimize söylemek istediğimiz birçok mesajı da içinde barındırıyordu.  Bu kadar çok mesaj çerçevesinde bu minik insanla kucaklaşmamız bizi aynı anda ağlatabilir, güldürebilir hatta öfkelenmemize bile sebep olabilirdi. Bunlar çok olağan duygu değişimleriydi elbette. Peki ya kaynağında ne yatıyordu sizce? Belki de konferansın konusu gibi meydana gelen “değişime” bir sitemdi bu tepkiler. Yukarıdaki satırlarda da belirttiğim şimdiki halimize söylemek istediğimiz birçok mesajdan yola çıkarak alınması gereken birçok dersi de işaret ediyordu. İçinde barındırdığı en güzel mesajlardan biri de asla pes etmemekti. Koşullar ve şartlar ne gerektirirse gerektirsin asıl ihtiyacımızın da engelimizin de kendimiz olduğu gerçeğiydi.  Kendi sınırımızı kendimizin belirlediği gerçeğiydi. Kendi içimizdeki sınırı daha doğrusu sınırsızlığımızı bize hatırlatacak olan da az once kucaklaştığımız bizim mayamız olan ve kendisinden evirildiğimiz küçüklüğümüzdü. Saf, masum, yaratıcı, cesur olan ve düşünceleriyle çiçek bahçesinde oradan oraya gezerek çeşitli oyunlar oynayan o pes etmek nedir bilmeyen en eski hatıramızı süsleyen kendimizdik. Kısaca her insanın özünde yatan iyi olma haliydi.  Bu iyi hal çerçevesinde ben bittim cümlesini asla kabul etmemekti. Her defasında daha da güçlü bir şekilde yeniden ayağa kalkabilmekti. Tabi ki en büyük destekçimiz olan kendimizle. Bu yazımı yazmamdaki ilham kaynağım olan Kunter beyin konferansının adının bu durumu en güzel ve doğru şekilde açıkladığını düşünüyorum.

 KENDİNE YASLANAN DİK YÜRÜR.

Türk Kahvesinin Yararları

Türk kahvesi, geçmişten günümüze gelen eşsiz lezzetler arasında yer alan, kültürümüzde büyük bir öneme sahip olan ve hem kokusuyla hem de tadıyla sıkça tercih edilen bir kahve türüdür.  Antik Habeşistan topraklarından önce Osmanlı”ya, Osmanlı”dan da “Türk kahvesi” adıyla tüm dünyaya yayılmıştır.

  Yörelere göre pişirme tekniklerinin özgünlesmesiyle farklı türde Türk kahvesi karşımıza çıkmaktadır.En çok bilinenleri mırra , menengiç kahvesi, cilveli kahve, kül kahvesi, yandan çarklı ve en çok tüketme şekli olan süvari kahvesi  şeklindedir.

“Bir fincanın kahvenin kırk yıl hatırı vardır” sözüyle akıllarımızda yer edinen ve her gün keyifle tükettiğimiz Türk kahvesi faydalarıyla da oldukça dikkat çekmektedir. Bunlar:

  • Zihinsel ve sinirsel hastalıklardaki koruyuculuğu nedeniyle günümüzde sıklıkla karşılaştığımız depresyonu iyileştirici etkisi vardır.
  • Cilt sağlığı için oldukça faydalıdır. Antioksidan özelliği nedeniyle  cildi korumaktadır.
  • Meme kanseri riskini azaltmasının yanı sıra anne sütünü arttırıcı bir etkiye de sahiptir.
  • Hafızayı güçlendirir. Daha enerjik hissedilmesini ve üşengeçliği ortadan kaldırmaya yardımcı olur.
  •  Kanser rahatsızlıklarına karşı koruyucu bir etkiye sahiptir. Örneğin pankreas kanseri riskini azaltır.
  • Yüksek kolesterolün düşürülüp dengelenmesine yardımcı olur.
  • Diyabet, Parkinson ve kalp rahatsızlıklarını önlemeye yardımcı olur.
  • Erken ölüm riskini azaltır.
  • Kemik kuvvetlendirici etkisi vardır ve Sirozu azaltıcı etkisi nedeniyle karaciğer rahatsızlıklarına da iyi geldiği bilinmektedir.
  • Düzenli tüketilmesi koşuşuyla kan basıncını düzenler. Bununla birlikte sindirim sistemini düzenleyici etkisi de vardır.
  • Bir kozmetik ürünü olarak da karşımıza çıkan kahve tüketilmesinin ardından kahvenin nemli telvesi henüz kurumadan yüze masaj yapılarak sürüldüğünde, peeling etkisi yaratarak cildi yeniler ,göz altı morluklarına iyi gelir, cildi sıkılaştırır, kırışıklık oluşumunu ve siyah nokta oluşumu önler.

Sohbet muhabbeti eşsiz kılan kahve sosyalleştirme etkisiyle de olmazsa olmazımızdır. Sohbetlerin en iyi eşlikçisi olması nedeniyle insanların kaynaşmasında oldukça etkilidir.

     Bazen sevgi  küçük bir fincandan yayılan kahve konusudur. Bence herkesin özel bir kahve arkadaşı vardır. Çünkü “Kahve hatır işidir,kıymet bilenle içilir.”

      “Telvesi umut, köpüğü huzur olsun

            Yanında şeker gibi dostlarla su gibi muhabbetler olsun

                  Kahve keyfiniz bol, gönülleriniz şen olsun.

DEĞER✨

ASLA TELAFİSİ OLMAYAN “ZAMAN “I ANLAMSIZ SEBEPLER YÜZÜNDEN BOŞA HARCAMAYA DEĞER Mİ ?

🎆🎈✨

Elbette değmez güzellikler. Peki ya biz başta değmeyeceğini ve bunca şeyi biliyorken özellikle değmeyeceğini fark ettiğimizde yaşadığımız o an , o his, o boşluk, o tanımlanması zor duygu topluluğu bizlere neyi vadediyordu ki ? Biraz tahmin yürüterek işe başlayabiliriz isterseniz. Şöyle düşünebiliriz aslında; hayatımızda yaşadığımız her anın bize kattığı bir özellik ,daha genel çerçeveden bakmamız gerekirse bir donanımı bir ödevi , vardır. Hayatta öğrenmemiz gereken sonsuz sayıdaki ödevi öğrenip uygulamamız gerektiği için bunları yaşıyoruz. Biraz daha genel çerçeveden bakacak olursak hayatımızda her zaman var olan ve var olacak olan döngümüzü tamamlamak içindir. Peki ya boşa geçen bunca zamanın olmayan telafisi ? Biliyoruz ki bu süreç her insanda aynı uzunlukta olmuyor. Tahmin edersiniz ki bu süreç karakter başta olmak üzere karakter gibi birçok donanımın da etkisi altındadır. Kendi gelişimine önem vermiş ve hayatında güçlüklerle boğuşmak zorunda kalması nedeniyle yaşının çok üstünde olgunluğa sahip bir insanın bu süreci atlatmasıyla hayata karşı net bir tutumu olan ve sorunlarıyla bahsettiğim diğer insan tipinin çözüm odaklı tavır sergilemesinin tam zıttı olarak sorun odaklı bir tavır sergileyen bir insanın bu süreci atlatmasıyla bir değildir elbette. Az önce de kendisinden övgü içerikli kelimelerle bahsettiğim birinci insan tipinin değmeyecek insanı ve üzülmesine neden olan çeşitli durumları fark edip sıyrılması daha kolaydır. Ama bu durum her zaman geçerli değildir elbette. Bu durumu da ele alacak olursak hayatımızı parçalara bölerek her bir parçayı kendi içinde alanlara ayırmakla başlayabiliriz. Biraz da işin içine matematik bilgisini de katacak olursak 365 derece olan hayat dongümüzün bizdeki başlangıç noktasıyla diğer insanların başlangıç noktası bir olmayabilir. Çakışan başlangıç noktaları olacaktır elbette ama bu durumda da işin içine giren onca donanımsal farklılık nedeniyle ortaya çıkan alınması gereken farklı dersler nedeniyle aynı sonuçlar elde edilemeyecektir. İşte tam da bu nedenle yukarıda bahsettiğim insan tiplerinden bağımsız olarak döngümüzün nerede başladığı , yönü ve bizim bu döngüde aldığımız yolun farklılığı nedeniyle durumun fark edilmesi ve bunun beraberinde olması gereken çözüm odaklılık insan donanımından uzaklaşmaktadır. İşin içine şans giriyor işte. ama siz siz olun yeri geldiğinde o şansı yaratmayı bilin . Sizlere naçizane tavsiyem kimsenin vazgeçilmez olmadığı ve içinde bulunduğunuzu düşündüğünüz kötü durumun sonsuza dek sürmeyeceğini ve her ne olursa olsun her zaman bir çıkar yolunun varlığını olmadığını düşündüğünüzde de yukarıda kendi şansınızı yaratma noktasında size verdiğim öğütte yola çıktığım gibi “O yolu siz yaratın.”. En güzeli de ne biliyor musunuz siz elinizden geleni yaptıktan sonraki iç rahatlığı. Bunu değişeceğim tek şey ilerleyen zamanda olmadığı için ettiğim şükür. Her zaman şükretmeyi bilin ve hiçbir zaman şükretmekten vazgeçmeyin güzellikler. Değmeyeceğini de fark ettiğinizde hemen uzaklaşın . Bunu da öz saygınızı yitirmemek adına yapın. İnanın ki olan biten her şey döngünüzün en doğru şekilde tamamlanması için oluyor . Sizin değerinizi bilen insanların sizlerle olacağı ve tüm güzelliklerin sizi bulması dileğimle . Kendinize umutla bağlanın. Güzellikler sizlerle olsun.

SEVGİ

🎇
 Sevgi gerçekten mucizevi bir merhem gibiydi. Her yarayı iyileştiren yegane şeydi. İşte tam da bu yüzden insanlar temiz sevmeli ; kırmadan incitmeden,yıpratmadan ... Aldığımız en derin yarada ,hiç geçmeyecek sandığımızda varlığıyla bize umut olan ... Yaşaması da kendisi kadar mucizevi . Özel insanlardan gelen o eşsiz ve geldiği insanlar kadar özel olan sevgi... Sen hep var ol ...

Dilek Fenerine Asılan Not

Merhaba herkese veya boşluğa. Boşluğun hiçlik olmadığını anlatmak bazen zor oluyor orası hiçlik değil sadece boş, dolu olabilecekken boş veya biz boş sanıyorken. Artık orası da boş değil sanki çünkü bu şey oraya gidiyor bir nevi kaşif gibi heyecanlı, biraz çekingen, nelerle karşılaşacağını pek bilemeyen güvendiği tek şey merakı olan bir kumaş parçası ve mum. Belki karanlıkta ışıldamak için kısa da olsa birilerine orada bir şey var dedirtebilmek için veya aslında onun ışığını bastıracak bir aydınlığa gidiyordur hayran kalacağı ben de öyle olmalıyım diyebileceği bir aydınlığa. Belki yaklaştıkça görür uzaktan gözüken aydınlığın aslında var olanı yıkan bir yangın olduğunu o zaman başlar kendini sorgulamaya “Ben buna mı benzemek istedim?”. Panikler birden neler yapabilir acaba bunu düzeltmek için yoksa geri mi dönse, belki karanlık bir yer bulur aydınlatmak için umut vermek için ama ya aslında o kadar da etkisi yoksa kendisinin? Karar verir o halde dönmeyecektir, burada kalacaktır, yangının kalbinde durup koruyacaktır kendini çünkü bu yangın bittiğinde etraf karanlıkta kalacak ve o zaman ona ihtiyaç olacaktır belkide. Hem neden çıkmıştı ki bu yangın? Ya yine onun gibi birisi,küçük ama hevesli bir kumaş parçası, geldiyse buraya ve sorumlusu oysa bunların? O zaman yangın bitene kadar buna sebep olanları arardı. Yine başlamıştı yoldayken senaryolar kurmaya hazırlık yapmaya. Yapmalı mıydı bunları emin değildi heyecanlıydı sadece başlarken ve farkında olmadan 2. bir yolculuğu kendi içinde yapıyordu. Yapsın bakalım en azından değişimin bir an değil her an olduğunu fark edebiliyordu yanına kendini de almıştı giderken başka nelere ihtiyacı vardı ki ?

Koşmaya hazır mısın?

Hayata değer katan mutluluklar için bir adım daha atmaya hatta koşmaya ne dersin?

O zaman harekete gec! Sen durdukça kaçırdığının bir hayat var önünde. Sen dursan da sana aldırış etmeden devam eden bir döngü . Akıp giden ve gittikce senden ve etrafındaki herkesten ve her şeyden en özelini çalan … Bu korkunç hırsız ne mi ? Elbette “ZAMAN”…. Peki onu yakalamaya ne dersin? .Ahh bastan söylemeliyim ki zamanı yakalamak için bir adım daha atman gerekmiyor, koşman gerekiyor.

Peki ya sen bu korkunç hırsızın senden aldıklarını engellemek için onunla yarışmaya ,koşmaya hazır mısın?..